Salı günleri bizim mahalle'ye ses pazarı gelirmiş.
Hiç haberim yok.
Konsere gitmenin nasıl adabı varsa ses pazarı için de
ona uygun giyinmek gerekir diye düşündüm. Sepetimi
alıp, safari şapkamı taktım, fırfırlı beyaz çoraplarımla da sandaletlerimi giyip
heyecanla yola koyuldum.
Pazar meydaninda iri kıyım adamlar mallarının önünde
alçak taburelere oturmuş kendi aralarında kaş göz yapıyor, bazen de müşterilere
fısır fısır birşeyler anlatıyorlardı. Öyle bir kuvvetli, keyifli sessizlik vardı
ki, pazar yeri değil sanki bir meşk ortamı.
| |
"Amca yer elması kaç para?" diye sordum. Amcam gözünün yanıyla şöyle bir baktı,
hiç bir şey söylemedi. Bana güvenemiyordu bir türlü. "Amca bana iki tane
versene!". Amcanın gözleri fal taşı gibi açıldı, öfkeden bıyığı titredi ama
sonra bir şey demedi. Bir süre durulup, bekledi, kulağıma kadar yaklaşıp usulca
fısıldadı: "Bağırma aslan, mal bozulur".
Yer elmasından bir ısırık aldım. Önce taze bir paslı toprak kokusu geldi, sonra
tütün. Tane tane, suyunu ağzıma yaya yaya çiğnedim. Çiğ-çiğ. Kü-tü. Rü-de.
Me. Li. Kü.
Ses pazarında hece satıyorlarmış o gün, şansa bak. |