Mikrofon

Salı günleri bizim mahalle'ye ses pazarı gelirmiş. Hiç haberim yok.

Konsere gitmenin nasıl adabı varsa ses pazarı için de ona uygun giyinmek gerekir diye düşündüm. Sepetimi alıp, safari şapkamı taktım, fırfırlı beyaz çoraplarımla da sandaletlerimi giyip heyecanla yola koyuldum.

Pazar meydaninda iri kıyım adamlar mallarının önünde alçak taburelere oturmuş kendi aralarında kaş göz yapıyor, bazen de müşterilere fısır fısır birşeyler anlatıyorlardı. Öyle bir kuvvetli, keyifli sessizlik vardı ki, pazar yeri değil sanki bir meşk ortamı.

"Amca yer elması kaç para?" diye sordum. Amcam gözünün yanıyla şöyle bir baktı, hiç bir şey söylemedi. Bana güvenemiyordu bir türlü. "Amca bana iki tane versene!". Amcanın gözleri fal taşı gibi açıldı, öfkeden bıyığı titredi ama sonra bir şey demedi. Bir süre durulup, bekledi, kulağıma kadar yaklaşıp usulca fısıldadı: "Bağırma aslan, mal bozulur".

Yer elmasından bir ısırık aldım. Önce taze bir paslı toprak kokusu geldi, sonra tütün. Tane tane, suyunu ağzıma yaya yaya çiğnedim. Çiğ-çiğ. Kü-tü. Rü-de.
Me. Li. Kü.

Ses pazarında hece satıyorlarmış o gün, şansa ba
k.

Dervis Vural

Dervis Can Vural